Not: Bu yazıda geçen kişiler, kurumlar, kuruluşlar, konular ve borular (özellikle de onlar) tamamen hayal ürünüdür, yalandır, sahtedir, çocuk kandırmacasıdır, koftidendir. Yazıyı okuduktan sonra, ‘vay efendi sen buna böyle demişsin de, vay efendim sen şuna öyle demişsin de, vay efendim sen şunun ağzına burnuna sıçıp bir kenara koymuşsun da’ gibisinden… Ya, neyse ya siktir edin bunları, nasıl olsa inanmayacaksınız bu nota, kafadan girelim hikayeye… Editör, dizgide çıkar bu notu, ben silmeye üşeniyorum şimdi.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler bürokrat develer broker iken, ben hükümetin beşiğini haldur huldur sallar iken, memleketin birinde birasını yarım bırakıp gidecek kadar zengin bir adam yaşarmış. Bu adam cebinde kısıtlı parası olsa da aylık akbilini doldurmadan otobüse biner, kontör yüklerken bedava mesaj alacak mıyım diye ay başını hesaplamazmış.
Bir gün yolda yürürken dini bütün, aklı yarım bir adamla karşılaşmış. Bizimki, adamın bıyıklarındaki o incecik adem zarafetine hayran kalmış. Kendine dert edinip ‘ne yapıp edeceğim, bir gün benim de böyle bıyıklarım olacak’ diye dolanmaya başlamış. Gel zaman git zaman bizimki bu fikri çevresindekilere yayip hiç de azımsanmayacak bir fun kitlesine ulaşmış. Karılar kızlar etrafında dört dönmeye, takkeler kara çarşaflar havalarda uçuşmaya başlamış. Bizimki halinden memnun; kimin eli kimin g-stringinde belli değil.
Ama bir türlü idealindeki bıyığa ulaşamıyormuş. Hocalara okutmuş, anıtkabire çıkip çelenk koymuş, başbakana gidip votka portakal ısmarlamış ama nafile. Ne zaman bıyık bırakmaya kalksa dudaklarının kenarından kıllar aşağıya sarkıyormuş. ‘Ne yapalım’ demiş bir grup seksten sonra kendi kendine ‘bizim de kaderimiz buymuş.’
Gel zaman git zaman, herkes bizimkinden söz etmeye, yolda yürürken parmakla gösterilip ‘işte gerçek yurtsever bu’ denmeye başlamış. Bizimki popülaritesinin şaşkınlığından ne yapacağını bilemez bir hale gelmiş; çete kurup adam dolandırmakla, parti kurup insanları kandırmak arasında yaman bir iç huzursuzluğu içine girmiş. ‘Amına koyim, ikisi de aynı bok’ deyip parti kurmaya ve kazandığı parayla mahallede yardımlaşma derneği açıp kumar oynatmaya ve semtin futbol takımının formasına reklam verip desteklemeye karar vermiş.
Günler günleri, aylar ayları, karılar kızlar bizim oğlanı kovalamaya devam ederken bizimki yükseldikçe yükselmiş. Dershanelerin, camilerin, kerhanelerin, pavyonların, kumarhanelerin, cemaat evlerinin, kurunun, ıslağın ucu bucağı görünmemiş. Bizimki bakmış işler tıkırında, adına her gün sürekli fun clublar açılıp mitingler düzenleniyor, vermiş ayarı gitsin. Ama hala idealindeki bıyığı bırakamamanın getirdiği nöbetlerini geçiriyormuş. Dayanmış afyona, dayanmış hatunlara.
Refah, fazilet, saadet, adalet ve kalkınma içinde yaşarken işler birden tersine gitmeye başlamış. Hakkında davalar açılmaya, tekkeler ve zaviyeler kanununa muhalefetten yargılanmaya, verdiği kredileri geri alamamaya başlamış. Ama bizimki hiç bozmamış istifini, ona buna laf atmaya, portakallı ördek yemeye, fun clubındaki tüysüzlerin orasına burasına ellemeye devam etmiş. O devam ettikçe açılan bütün davalar düşmeye, hakkında varılan kararlar gülünüp geçilmeye, ergenlerin götü başı dolgunlaşmaya devam etmiş. Herkes de bu durumu içselleştirip şampiyonluk umutlarını bir sonraki maça bırakmayı sürdürmüş.
Hikayenin bundan sonrasını kutsal kitaplar yazmıyor. Belki de bundan sonrası hep aynıdır ve yazarlar yazmaktan (benim gibi) sıkılmışlardır. Ne diyelim, onlar ermiş muradına, biz çıkalım darağacına. Gökten yarım elma düşmüş, kurttan kimse yiyememiş.
celâl hikmet
11108 istanbul